Robert de Niro, Buon Compleanno

Robert de Niro
1'den 5'e değerlendirmek için yıldıza tıklayın!
[Toplam: 44 Ortalama: 5]

Bugün dünyaca ünlü İtalo-Amerikan Oyuncu Rober de Niro’nun doğum günü. O zaman tabii ki de Niro’ya mutlu yaşlar dilerken, kısaca hayatını sevgili okuyucularım için yazmak istedim.

Robert de Niro her türlü karakteri rahatlıkla özümseyebilen, bin bir yüzü olan İtalyan asıllı Amerikalı bir oyuncu. 17 Ağustos 1943 yılında Amerika, Greenwich Village, New York’ta doğdu. 16 yaşında ilk oyunculuk deneyimini yaşadı. Bir çok oyunculuk, casting firmalarında deneyimsiz olarak küçük rollerle başladı ve oyunculuk atölyelerine katıldı.

Oyunculukta gösterdiği kabiliyet ve başarı sayesinde Lee Strasberg’in ünlü “Actor’s Studio” suna kabul ve “Off-Broadway” in sahnesinde rol aldı.

Fransız yönetmen Jean-Pierre Melville’in New York’ta 1965 yılında çektiği “Manhattan’da Üç Oda” filmindeki küçük rolü ile sinemaya profesyonel anlamda ilk defa başladı. Ancak Brian de Palma’nın üç filmi onun için bir dönüm noktası oldu. (Greetings, the Wedding Party ve Hi Mom!) Kanser olmuş bir beyzbol oyuncusunu canlandırdığı 1973 yapımı “Bang The Drum Slowly” filmindeki başarısı de Niro’yu yavaş yavaş ünlü yapıyordu.

Yönetmen Martin Scorsese ile karşılaşması belki sinema tarihinin en başarılı oyuncu-yönetmen ikilsinin ilk temellerinin atılması manasına geliyordu. ‘İtalo-Amerikan’ kökenli bu yönetmenle beraber önemli filmlere imza atacaklar ve çok iyi anlaşıp, iyi de arkadaş olacaklardı.

İki İtalo-Amerikan sinamacının birlikteliğinnin ilk meyvesi, New York mafyasının alt düzeylerinde kendilerine yer bulmaya çalışan iki italyan asıllı sokak serserisinin (De Niro ve Harvey Keitel) öykülerinin son derece gerçekçi bir şekilde sergilendiği 1973 yapımı “Mean Streets (Sokaklar)” filmi oldu. Bu filmdeki üstün başarısı sayesinde, Francis Coppola’nın “BABA 2” filminde Marlon Brando’nun ilk bölümündeki mafya babası rolünü ‘Don Carleone’ nin gençlik yıllarını, Brando’dan aşağı kalmayan bir performansla canlandırıp, 1974 yılında ‘En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Oscarı’na hak kazandı.

1976 yılında, Scorsese’nin efsane filmi “Taksi Şoförü” rolünde, New York sokaklarında taksisiyle dolaşırken gördüğü ahlaksızlardan tiksinerek çocuk yaştaki bir fahişeyi (Jodie Foster) bu hayattan kurtarmak için pezevengini (Harvey Keitel) ve müşterilerini öldüren taksi şoförü rolündeki unutulmaz performansı sayesinde Oscar adayı oluimuştur.

Aynı yıl, Elia Kazan’ın “The Last Tycoon” ve Bertolucci’nin “1900” filmlerinde de başroldeydi. 1978 yılında Micheal Cimino “The Deer Hunter (Avcı)” filminde, Vietnam’da savaşan Ukrayna asıllı çelik işçisi rolüyle bir Oscar adaylığına daha layık görülüyordu.

1980 yılında en iyi erkek oyuncu Oscarını, orta siklet boks şampiyonu Jake La Motta’nın fırtınalı yaşam öyküsünün anlatıldığı, Yönetmen Scorsese’nın “Kızgın Boğa” filmiyle kazandı.

De Niro, her rolün hakkını verebilmek için yaklaşık otuz kilo almıştı ve bu çabası ile sinemada daha önce görülmemiş olağanüstü performansıyla dünyanın da büyük beğeni toplamış ve oyunculuğun sınırlarını adeta yeniden çiziyordu.

80’li yıllardaki başlıca filmleri; Jerry Lewis ile oynadığı “King of Comedy”, bir gangsterin hayatının değişik dönemlerini oynadığı Sergio Leone’nin görkemli yapıtı “Bir Zamanlar Amerika’da” de Palma’nın “Dokunulmazlar”ı sayılabilir.

1990 yılında, Robin Williams’la birlikte rol aldığı ve yıllar sonra bitkisel uykusundan uyanan bir hastayı canlandırdığı Penny Marshall filmi “Uyanışlar” daki performansıyla uzun bir ardan sonra tekrar Oscar adayı oluyordu.

Yine bu yıl, Scorsese ile beraber “Goodfellas (Sıkı Dostlar)” filminde acımasız bir gangster rolündeydi. Ertesi yıl Scorsese ile tekrar bir araya geldikleri “Korku Burnu” filmindeki sadist katil rolüyle üst üste ikinci kez Oscar adaylığı kazanıyordu.

1993 yılında ilk ve şimdilik tek yönetmenlik denemesi olan “A Bronx Tale” filmini çevirdi. 90’lı yıllarda Frankenstein’ı oynadığı “Mary Shelley’s Frankestein”, Scorsese ile şu ana kadar ki son filmleri olan “Casino”, Al Pacino ile ilk kez beraber oynadıkları ve bu yüzden büyük ilgi gören polisiye film “Heat (Büyük Hesaplaşma)”, Brad Pitt ve Dustin Hoffman’la beraber oynadığı ve bir pederi canlandırdığı “Sleepers”, gene bir İtalo-Amerikan olan Slyvester Stallone ile beraber rol aldığı “Cop Land”, politik bir taşlama olan “Wag The Dog”, ve tabii kariyerindeki en pasif ama en etkili performanslarından biri olan, Quentin Tarantino filmi “Jackie Brown”, beyazperdede canlandırdığı mafya tiplerinin bir paradosi olan ve Billy Crystal’le beraber komediyi denediği “Analyze This” oldu.

Son olarak yine bir komedi filmi olan “Zor Baba” ile seyircilerin karşısına çıktı. Aynı zamanda, aralarında Marlon Brando ve Edward Norton ile beraber rol aldığı “The Score” filmi ile filmografisini renklendirmeye devam ediyor.

Hayat paylaşınca güzel!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

WhatsApp İletişim